Chi mai - Ennio Morricone



« Önceki |

26/7/2009

aforizmalarım

İNSAN

Benin karşısında duracak cesaret kimin esaretinde?

Aynayı kırdığımız gün gördüğümüz gün.

Doğruluktan bahsetme riyakarlığını göstermeyen insan yoktur.

İkiyüzlülükten kurtulmaya çalıştıkça insan kendini yok edecektir. Böyle yok oluşa kim ulaşabilir?

Kimseyi sevmediğimizi haykırmak kadar doğru bir şey yoktur. O diye bir şey yoktur.

Üzüldüğümüz şeylerde tanrısal bir şeyler var, onlara ulaşamıyoruz.

İnanmadığımız şeyler o kadar çok ki.

Gerçeği aramak değil ona katlanamamak. Gerçek bizim olmadığımız yerde saklıdır.

Gerçeğin bize göre doğru olması imkansızdır. Nitekim hiç birimiz buna dayanamayız.

Kim olduğumuzu –gerçekten-anlamak isteyeceğimizi sanmıyorum.


-----------------


Tanrının var olduğu veya var olmadığı tartışması,insanın bir şeylere inanmak için çırpınışı. Bu çırpınışın devinimini sağlayan korkular inanan ve inanmayan insan için de geçerli olmalı.
Erdem korku veya korkusuzlukla bir tutulabilir mi?. Erdem önyargılardan sıyrılacak kadar erdemlimidir?, Nietzsche’nin dediği gibi “Her söz önyargı” ise. Korkulardan sıyrılmanın getirdiği başarı her zaman değil bir zaman. Korkularından arındığını söylemen önyargılarından arındığını göstermez. Bak hala korkuyorsun! Önyargılı davranıyorsun.

----------------

Birine haklısın demek ne kadar zor! . Aslında olmak istediğiniz şeye tükürmekte acelecisiniz. Siz kendi parçanıza da hak vermezsiniz. Kendinizi inkar ediyorsunuz. İnanç kendinizi inkar etmeyi mi gerektiriyordu? Sizin her gün küfür edip tükürdüğünüz iyilikler hani layıktı size!

---------------

tereddüde düştüğünüzde, kendinizi büyüttüğünüzde gerçekliği, sorgulayın.

başkası istediği için değil kendin istediğin için.

---------------

-Nedir bu gerçeklik dedikleri?
-Bu soruyu gerçekten mi soruyorsun?

---------------

Bir kimsenin çelişkide olduğunu söyleyerek doğru bir tespit yaparız. Ama daha doğrusu var:herkes çelişkidedir. (şu anda bende mi)

----------------

kumsalda bir kum tanesini düşünüyorum. o umut.
peki neyin umudu?
kumsalda gözünüze batıp duran kum tanesi?
o kum tanesi haricinde görmediğiniz kumsala ne demeli?

----------------

duygularımızın bizi fetih etmesine ne kadar karşı çıkabiliriz? saldıran benim ve savunan.

-----------------

söyleyemediğimiz gerçekler bize acı vermeye devam edecek.

-----------------

okumadığımızda çok şey kaybederiz. okuduğumuzda ise sadece kendimizi.
bir parçamız kaybolur,bir parçamız ortaya çıkar. bir ben gider,bir ben gelir.

-------------------

"İNSAN" başlığı altında aslında "NİETZSCHE AĞLADIĞINDA" adlı kitabın bana düşündürdüklerini felsefi sözlerle aktarmaya çalıştım.

Kitabın arkasında "kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere" yazar. insan üzerinde derin izler bırakabilecek bir kitaptır kendileri.( -tanıştığıma memnun oldum+ben de)

Breuer denilen dahi psikanalistin Nietzsche'yi iyileştireyim derken kendinin hastalanması ve neredeyse kafayı yiyecek duruma gelmesi,aralarında geçen konuşmalar güzeldi. ve sahneye freud abimiz çıkıyor, olayların seyri değişiyor.

Kitapta Nietzsche aganın dehşetli sözleri mevcut:


"Doğru zamanda öl"
"öldürmeyen şey beni güçlendirir"
"hakikatın ne kadarına dayanabileceğini belirle"

gibi.

acımasızca size saldırırken Nietzsche, gerçekten hakikatın ne kadarına dayanacağınızı irdeleyeceksiniz.

Nietzsche'ye not:

ne adamsın yaw. şımarık çocuk. aklın çok fazla. aklın bile senden korkup kaçtı. o da seni yalnız bıraktı. senin kadar yalnız olmadı belki kimse. düşüncelerin iyi de, "tanrı öldü" diyerek işin bokunu çıkardın bence. belki de çıkarmadın. bilmem.

bu arada unutmadan söyleyeyim o pos bıyıklarına biriken ekmek kırıntılarından nerden baksan bi yarım ekmek çıkar.

ne kadar tanrı öldü desen de bence son anda inandın ve tanrı doğdu evet evet doğ..dedin.ve öldün. anlayacağın diğer tarafta cennete düşmüş olabilirsin. boku yedin olum.

Nietzsche ye not:

sen, Breuer e kendini özgür bırakması için eşinden boşanmasını telkinlerken iyi hissetmedim. hatta Breuer eşini ve işini bırakıp gidince hiç. Breuer geriye dönmek istedi. acıklı bi durum. sonra anladık ki bu sadece bir hipnoz seansı. evet sahnede freud. ve breuer artık iyileşmiştir.

lan nietzsche ben de felsefeden bahsederken kız çok garip diyerek masadan kaçtı. bana borçlusun sanırım. oralarda huri varsa gönder. nuri varsa kalsın.

--------------

iyi bir insan karşındakine acı vermemek için doğruları söyleyemez ve misli acıya katlanmalıdır artık. kendi hissettiği gibi davranmamıştır. karamsarlığa itilecektir. karşısındaki hiç bir zaman gerçeği bilemeyecektir. gerçeğin şok edici darbesini ona indirmek istememiştir. onu korumuştur. onu öldürmüştür. ve insan aynı şey kendi başına geldiğinde sanki ilk anı hiç yaşamamış gibidir.

--------------

Seni öldüren, doğru kabul ettiğin şeylerdir. Artık onların yanlış olduğunu kabul etme cesaretin yoktur.

--------------

Her insan kendini büyük görmenin acısını yaşar. İnsan olduğunun farkına varır. Değersizliğin değerine varmak zordur.

---------------

Birşeyleri anlamaya çalışmak ve anlamak (anladığını farzetmek) tanrıya yaklaşmak ve uzaklaşmak. anladığımızı kabul etmek -herşeye rağmen-
anlamadığımızı kabul etmek ve bununla mutlu olmaya çalışmak. ve sorgulamak kendini.

----------------

Tanrı insana herşeyi sorgulamayı bahşettiyse, ahlakı herşeyden üstün tutmuş olabilir mi?

----------------

karşımızdakinin haksız olduğunu düşündüğümüzde haklı olduğumuzu sanırız. bizde saklı olan karşımızdakini gizlemekte üstümüze yoktur.

----------------

kendil ol,neysen o ol gibi sözler gayet saçma. kendimizin ne olduğunu bilmiyoruz.

-----------------


din hususunda inancın saçmalığından dem vururuz, diğer hususlarda inanca bağlılığımız konusunda bahsetmemekte diretmekte üzerimize yoktur.

----------------

inancı yargılamakla kendimizde tanrısal bir güç ararız, bunu bulamadıkça kah tanrı oluruz kah şeytan.

-----------------


kendimizi kendimizden saklamakta üzerimize yoktur
nitekim kendimizi başkasından saklamak kadar doğal bir şey olmadığını düşünürüz. Başkasına inanırsın da yine ben dersin.

--------------------

kötü birinin arasıra iyi davranması saygıdeğer olmayan bu insana saygı gösterilmesine neden olur.

-------------------

insan gerçekten iyi olamayacak kadar iyidir.

-------------------

zıt iki şeyin her hangi birisinin doğrululuğu sorgulamak için diğeri olmadan diğerinin değerini anlamak gerekir ki bu imkansız.

--------------------

insan insanın panzehiri olduğunu sanır,kendisinin panzehiridir.

--------------------

biri, insanların birbirleriyle anlaştıklarını söylemeleri, ima etmeleri iki yüzlülüktür derse ve biz bu lafın yanlış olduğunu düşünürsek bilelim ki büyük ihtimalle iki değil çok yüzlüyüz

--------------------

iyi insan doğrular arasından seçim yapandır, karşısındakine en az acıyı verecek seçimdir bu. bu seçimin acısını yaşar. doğruyu saklamanın acısını. doğru olanı saklamak o an için ne kadar doğrudur o insan için.

--------------------

insanın anlamaya çalıştığı şey kendisinin tanrı olmadığıdır.

---------------------

iyi olan kötüyü kötü olan iyiyi sorgulayarak acı çeker. şunu düşünürler:biri neden daha iyi olamadığını diğeri neden daha kötü olamadığını

-----------------------

doğru olanı anlamak için onu nasıl yargıladığımıza bakmalıyız.

bir kimsenin hatasını yüzüne vurmak doğru olabilir.

ya biri bizim hatamızı yüzümüze vurduğunda?

------------------------

doğru olduğuna inandığımız şeye ulaşmak için yanlışlar arasından seçim yaptığımızı unutmamalıyız. bu seçim doğrular arasından bir doğru da olabilir.
şu da var ki unuttum dediğinizi hiç bir zaman bilmemişsinizdir.

-----------------------

bencil insanla bencil olmayan arasındaki fark:

bencil kişi başkalarını düşünerek kendini düşünür, bencil olmayan ise kendini düşünerek başkalarını.


-----------------------

kötü olmaktan korktuğu için iyi insan daha iyi olamaz.

-----------------------

anlamak için,
haklı olduğunu düşündüğün anı düşün

haksız olduklarını nasıl da gizlediğini

---------------------

insan tanrı rolüne soyunmuş soytarıdır.

---------------------

doğduğunda ağladın, öldüğünde de, hatta dua ettin ölmek için, seni onure eden anları düşün, diken diken eden tüylerini, senin yaşamın odur, tanrı olmadığını anlamak için yaşarken, tanrı olduğunu sanıp soytarılık yaptığın günleri hatırla. seni onurlandıran anı hatırlayacaksın.

---------------------

bugün bir yalan attım kendime doğru söyledim.(,kendime,)

---------------------

iyi korkusundan, kötü cesaretinden bir şey olmaz, ideal insanın olduğu yerde

---------------------

en çok kandığım, en yalanım
tanrım olduğunu sandığım için
kaybetmekten üzgün mutlu bir insan olacağım.

------------------------

insan yaradanın gururudur.

------------------------

gerekeni-
sevmen,sevmemen
anlaman veya anlamaman konusunda
yapamaman

senin sen olduğundan başka

ne ifade eder?

olmadığın yerde

-----------------------

sana neyi yapman gerektiğini söyleyenlerler vardır ve

neyi yapmaman gerektiğini

düşündüğün şeyi gerçek kıldığın çin

bunların bir önemi yoktur

düşünmediğin şeyin gerçekleşmesi

korkuların yarattığı halüsilasyondan ibarettir

onlar yok olduğunda

kendi gerçeklerin kadar mutlu olursun

-------------------------

Aşkın ölümsüz olması tanrının (yaradıcının) ölümlü olması demektir.
Yaradıcı olsanız buna neden izin veresiniz ki?

---------------------------

birşeyi anlamamak neden anlamadığını bilmektir. ama sadece senin bilmen, onu ne kadar gerçek yapacaktır?
hepimizin gerçeği hiçbir zaman olmayacaktır.

çünkü hepimizin gerçeğinin farklı olduğu gerçeğini anlamayacağız.

bu hepimizin gerçeğidir işte.

---------------------------

çek gözü kılıcımı üzerinden

geçiririm görmen özü

eviririm ben beni

uyanırım ölmem onu

--------------------------

t
an kızıllığı
benliğinin karanlık almanağında

bebe yanağı
delişmen duygularımın ahında

uykularına
tan kızıllığı uykularıma


kan kızıllığı

--------------------------

Alacalı ruhta fahişe duygular her an
Esir ve gardiyan


Açiça
Güneş doğacak


Karanlık silüetler gözbebeklerimizde
Güneş doğacak


Açiça..

--------------------------

düşüncesiz olabilirim,düşüncesiz olabilirim,evet haklısınız düşüncesiz olabilirim

bunu az düşünmedim

-----------------------

Hakkımızda konuşulanlar kadar konuşur, düşünülenler kadar düşünürüz. Biz çoğu zaman böyle bir insanızdır.

-----------------------

11/12/2008

ON7

İdrak edemeden bir şeyi,derin bir uykunun orta yerinde,düşlerin sahanlığında,karanlığa hapsolana,sessizliği  arayana kim ses verir?

Düşüp düşerken,üşüyüp  üşürken  uykulara uyanamazken yaşamak cesaretliliğini kim gösterebilir;düşler aleminden sıyırabilir ruhunu.?

Kendini kendinden  çıkaran kim ?

Ellerimde,pamuk yumuşağı ellerin kayboldu. Sabah mahmurluğu vardı,özür dilerim;yüzüne dokunamadım.

İçimde sonsuz bir eza var idi ,hırpani kılığım ve gözlerim merdiven basamağında dondu.

Kapı aralığına güneş şavkıdı,çiçekler patladı;akşamında karanlığın yıldızlar..

Rağmen,hiç bir şeye uzak olmadığım kadar uzak olmaya çalışıyordum. Gözlerini saplayacak yer mi bulamadın?

 

-Ellerimde pamuk yumuşağı ellerin kayboldu.

 

Yağmur toprağa hücum eder;şimşekler gökyüzüne çakılır. Apak yanar cemalinde gözlerin.Beyazında sen siyahında ben,öncesizliğin ve sonrasızlığın.

Çiçek toplayan eller siyaha solduğunda;benliğime çokuşan zuhurat olduğunda;aldanışlardan kovuldun onyedi

-Başucunda tutuyordu ellerini onyedi,kime kimden yakın olduğunu sanmakta idin? Hani ismin sana yabancı;kendini izliyordun?. Duvarlara çarpıyordun. O duvarlar seni  inşa edebilir mi?Yolundaki engeller yolun olsun. Ben zuhurat olmadım. Senin aldanışın olmadım ve senden kovulmadım.

31/5/2008

ÇOCUK


Bir ev,beyaz çit-gül bahçesine açılan küçük kapı,ılgın-gövdesine yazılan aşk,uçurtma-dans eden çocuk. Kır çiçekleri,şavkıyan güneş,yağmur ve renk cümbüşü.



Bir tas çorba,üzerinde yılan gözü yağ. Ekmeğinde buğday yüzlü çiftçinin elleri.. Penceremizde yağmurun elleri;Pıt,pıt,pıt..Toprak kokusu..


Kıyıda,gövdesine sırtımızı verdiğimiz ağaç,


gölgesinde-kekik kokulu çocukluk.


Nehir-göğsümüze saplanan bir yılan oluyor.


Hatıralarımızın denizinde boğuluyoruz. Çocuktuk;şimdi çocuklarla çocuk oluyoruz. Birileri 'çocuk olma' diyor. İhtiyar yüzümüz-birbirine kenetlediğimiz ellerimize düşüyor.Utangaç,sıkılgan bir çocuk oluyoruz.


7/5/2008

LASELLE'NİN MASKE ATÖLYESİ



 

“Laselle!,maskelerin, dile getirmediklerimizi söyleyen maskelerin!. Gizlilerimizi açığa vuran;gerçekler karşısında çarpılan yüzlerimizi savuran”

-Yüzlerinde maske olmayan
Sadece çocuklardır
Sokaklarda gezen

“Dinle lütfen.Bize ne yaptın?Bu maskeler? Kimse kimseden bir şey saklayamaz oldu;içimizin aynası yüzümüze..Yalan söyleyince odağı oldu gülüşmelerin kıpkırmızı maskem. Yıllar önce malını çaldığım adam yüzüme durdu; “sen çaldın değil mi” dedi. Ben nasıl yaşarım?

-Maskeleri takın ki,bertaraf edin altındaki maskeyi. Yüzünüz..Yüzünüzün üstündeki gerçek yüzünüz. İsterseniz çıkarın.İstemeyeceksiniz. Gördükleriniz çocuklar olacak maskesi olmayan. Büyüyünce onlar da gelecek,maskelerini alacak.Bir daha çıkarmamak üzere takacaklar maskelerini.

20/4/2008

KAĞIT GEMİ

Kül rengi günlerin ardından,İdris,pencereden seyrederdi çocukluğunu. Kağıt gemileri akardı derede.

Şimdi, yatağında upuzun yatan İdris’in sarı yüzü,sigara dumanı perdeler gibi hareketsizdi.

Pencereyi araladı Diran. Derin bir nefes çekti ciğerlerine. Gülümsedi. “Bahar” dedi. “Ne güzel ”

İdris’in zayıf yüzü o kadar solgun,mavi gözleri,rüzgarsız deniz gibi,o kadar durgundu ki,hiç konuşmayacakmış gibi ağzını açtı;öylece kaldı. Nihayet,İdris:

“Ayaklarım,uyuşuyor . Bacaklarım. Ayaklarımı ovarmısın Diran.? Belki iyi olurum ha? Dışarı çıkarız,yürürüz ha? İyi gelir ha? Bak,çocukların sesleri geliyor. Duyuyor musun?” Dedi,çekingen ses tonuyla.

Birkaç çocuk derenin yanında,kağıt gemilerini suya bırakıyor;yarıştırıyordu:

-Hadi be,hadi be.

-Yürü be. Hadi olum.

Sinsi sigara dumanı duvarlara,perdelere,yatağına,ciğerlerine yapışmıştı.Odaya bahar kokusu,oyuncu bir çocuk gibi girmişti. Diran pencereyi biraz daha araladı.

“Baba” dedi.

-Sana söylemek istediğim..

Hekimle konuştum. Acil hastaneye yatman gerekiyor. Hem,ben sana..Bakamam,baba.  

İdris upuzun yattığı yatağında,gözlerini masanın üzerindeki kağıt gemiye çevirerek;

küskün bir çocuk gibi, “Tamam” dedi. Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi,yüzü asıldı. Ağlayacak gibi oldu. Ama koca adamdı.

…….

Diran,sabahında,babasını hastaneye yatırdı.Sigara dumanı sinmiş duvarları,camları sildi;perdeleri yıkadı. Pencereden,dere yanındaki çocukları seyretti. Gülümsedi.Masanın üzerindeki kağıt gemiyi hatırladı. Çocukların yanına gitti.Usulca gemiyi suya bıraktı. Gemi yalpalayarak ilerlerken,çocukların bağırışları duyuluyordu:

-Yürü be olum.

-Hadi be,yürü be..

7/4/2008

ANA

Şiir fısılda Ana

Bilirim.

Şairsin.

5/4/2008

GÜN

GÜN


Gün..


Kabahatli çocuğun suskunluğu kadar suskun;Şimdi öylece uzanıyor,

ezeli sevgilinin gözbebeğinde.


Geceye..Nasıl saklamışım seni?


Neden?


Gömdüğüm yerden her defasında çıktın.


Gün..


Nasıl saklamıştım,


Beklediğin yere seni.


Kendimi,


Maviye.


Kabahatli çocuğun suskunluğu kadar suskun;Şimdi öylece uzanıyorum,

ezeli sevgilinin gözbebeğinde.



22/3/2008

SANDALYE


SANDALYE

- Çay?
Nurettin kahveciye dönerek:Tilkiye, “Tavuk kebabı yer misin?” diye sormuşlar; “Adamı güldürmeyin” demiş.
“Evet,açık olsun. “
“ Benimki demli olsun” dedim gülerek.
Kahveci bağırdı:İki çay biri öfkeli biri çıplak.
Ah etti Nurettin,bu sene hiç verim alamadık topraktan dedi. Kuraklıktı,hastalıktı derken düştüğümüz şu hale bak.!
Yan masada sırtı bize dönük Sefa:
Eee Nurettin “Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.” Demişler .Yardıma ihtiyacın varsa söyle haa. “Birkaç çuval buğdaya ne dersin.?
Nurettin hiddetle,gözlerini Sefa nın ensesine dikti:
Buğdayın sana kalsın. İşten artmaz dişten artar demişler. Allah’a şükür kimselere ihtiyacımız yoktur.Hem sana ne oluyor ki karışırsın sohbetimize?
Kahve ahalisinden biri:”Aha,yine başlıyolar ” dedi. Kahvedekiler bir Sefa’ya bir Nurettin’e bakıp alkış tutmaya başlamıştı.
Sefa: “Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır. Zor durumda olduğunu duydum.” Dedi hafifçe gülerek.
Nurettin biraz içerlemişti bu lafa,cevabı yetiştirmek de gecikmedi:” Leyleğin ömrü laklakla geçer.” Demişler. Biraz para bulunca ağa mı oldun. Boş konuşursun.
Sefa,altta kalmadı her zamanki gibi:Mızrak çuvala sığmaz be Nurettin. Saklama gayri. Biz çocukluk arkadaşıyız. İki eski dost..
Nurettin:”Tırnağın varsa başını kaşı” demişler. Senden gelecek yardıma ihtiyacım yoktur. Bizden değilsin artık.Sen çok değiştin. Karga, kekliği taklit edeyim demiş; kendi yürüyüşünü şaşırmış.Hah!
Sefa: Yalancının evi yanmış, kimse inanmamışken,sen neden inanırsın Nurettin? Ben aynı Sefa’yım. Beni bana sormadığına göre değişen sensin kadim dostum.

Çocukluk arkadaşı bu iki ihtiyar,eski dost,atışmaya başlar;biz dinlerdik gülerek.


Neden sonra eski,tahta bir sandalye peydah oldu mu kahvenin önüne.?Bilirdik..


Nurettinsiz Sefa,Sefasız Nurettin olmazdı..


 

16/2/2008

MAKSİM



-I-

Ay ışığı dalgacıkların üzerinde pırıl pırıl geziniyor;Maksim’in siyah gözlerinde yanıp sönüyordu. Omuzlarının üzerinde,yağmur damlaları parlıyor;sabun köpüğü misali belirip ortadan kayboluyordu.

Az evvel sağanak yağmurda,koşuşturan insanların arasında ağır adımlarla ilerleyen o, gri gökyüzü çekilip yıldızlar göründüğünde,kitabını alıp sahile inmişti.Gözlerini ay ışığının aydınlattığı kitabın sayfalarında gezdiriyordu:

“Tanrının varlığını ispatladın mı da inanıyorsun diyenedir;Tanrı’nın olmadığını ispatladın mı da inanmıyorsun diyenedir bu sözlerim.. “Bir an geriye çevirdi sayfaları,aynı hızla kaldığı yerden devam etti:

“Milyarlarca yıl;Yaratıcı için sadece 1 saniye olabilir miydi?. Doğduğumuzu ve öldüğümüzü ve yaşadıklarımızı ,evrenin doğuşunu, ölümünü,ve aradaki milyarlarca yılı aynı anda gören bir Tanrı düşünüyorum. Yarattığı zamanın esiri olabilir miydi? Herşey 1 saniyede olup bitecekti.(Aslında zaman da yoktur .1 saniye dediğime bakmayınız.)Tanrının kaderimizi bilmesi bundan mı kaynaklanıyordu.? Böyle bir durumda herşeyi kaderimize yüklemek ne kadar mantıklı olabilirdi.?Ben altmış yaşında öldüm.Aynı zamanda doğmuştum.“

Maksim birasını yudumlarken,bir sigara yaktı. Sigaranın dumanına bakıp değişik anlamlar çıkardı. Bir an gülümsedi. (Kendi kendine gülümsediği bu anlarda,birinin onu göreceğini ve deli olduğu kanaatine varacağını düşünür;gülümsemesi kahkahaya dönüşürdü.)

 

-II-

Aniden saatine baktı:”Eyvah,geciktim,geciktim.”

Kıyıya vuran dalgalar;irili ufaklı ,renkli deniz kabuklarını,kum tanelerini ıslatıyor;hafif bir rüzgar esiyor;dalgaların sesi gecenin sessizliğine karışıyordu. Maksim ayağa kalktı;denize bir şeyler fısıldadı.Uzaklarda birkaç gemi salınıyordu. Deniz feneri,yıldızlar sanki ona göz kırpıyordu.Ağacın,dalların,yaprakların hışırtısını şimdi işitmişti. Kitabı aceleyle paltosunun iç cebine tıkıştırdı. Birkaç yağmur damlası paltosundan yere düştü.Fısıldayarak:


“Geciktim mi,geciktim mi? Market çok kalabalıktı derim. Evet bu mantıklı. Zaten boş değildi ki. Birkaç kişi vardı. Kalabalıktı derim,ya da... En iyisi… Sıra vardı diyeyim,evet evet sıra vardı.Koşsam mı?Etraf ta bomboş.Bir şey demesinler,bir şey düşünmesinler?İçki de içtim.Kesin,kesin… Kötü bir şeyler."

 

-III-

Maksim eve vardığında soluk soluğa kalmıştı. Evin salonunda Pera ve arkadaşları hararetle bir şeyler anlatıyordu.
Miyop insanlarda olduğu gibi,gözlerini kısarak Pera’ya baktı.Maksim masum bir ifadeyle;”Efendim siparişlerinizi aldım. Biraz geciktim..”dedi .Pera ‘tamam’ anlamında Maksim’e eliyle işaret etti. Neden sonra,Maksim’in paltosuna dikkat ederek:”Maksim ?Paltonun iç cebinde bir şey mi var senin” dedi.Maksim’in yüzünde o masum ifade daha da ortaya çıktı. Gözlerinde,beklediği bu soru karşısında nasıl hareket edeceğini önceden düşünmüş bir insanın hal ve hareketleri belirginleşmişti .Maksim gözlerini kıstı yine;sanki gözleri yok olmuştu.”Efendim bir kitap” dedi.Malını satmaya çalışan seyyar satıcı edasıyla ekledi:”Tanrı Olmayabilir mi?” dedi.”İlginç bir kitap. “Pera kahkahalarla gülerken,bir yandan baş ve işaret parmağı arasında tuttuğu kadehin dışındaki buğuyu siliyordu. Kadehi kaldırarak:”Sağlığınıza dostlar.Sağlığına Maksim. Tüm insanlar sağlığınıza..Getir bakalım Maksim şu kitabı. Böyle saçma şeyleri nereden bulursun ki.”Maksim çekingen tavırla,Pera’ya kitabı uzattı.
Pera kitaptan rastgele bir bölüm açarak:
“Kötü şeylerden bıkmıştım. Tanrı’nın kötü şeyler karşısında bir şey yapmamasından da. Gerçekten bir Tanrı olmadığını düşündüm. İnsanların korkularıyla yarattığı,güçsüzlükler karşısında sığınılacak bir sığınaktı Tanrı. Fakat yine de,Tanrı şimdi yaratmaya başlasaydı,yine böyle bir evren yaratırdı.Sadece toz pembe bir hayat,sadece cennet,pembeden başka bir renk görmemiş insanlar ve sadece iyi şeyler,nasıl iyi ,nasıl pembe ve nasıl güzel,neye göre?Kıstasımız nedir?Neyi nasıl ne ile karşılaştıracağım? Sıcağı bilmeyen insan için her şey soğuk olacaktır. Sadece beyaz varsa,beyazın üzerindeki lekeleri göremem. O lekeler de beyazdır.”
Pera okumasını bitirerek arkadaşlarına baktı. Hepsi karar vermiş gibi aynı anda gülmeye başladı. “Bu saçma şeylerle kafanı meşgul ediyorsun Maksim. Tanrı’nın olmadığını peki hala biliyoruz. Olsaydı,beni çarpardı şuracıkta. İki büklüm olurdum değil mi?”
“Öyle olsaydı inanmak çok kolay olurdu. Herkes inanıverirdi.” Diye yanıtladı Maksim.
“Herkes inansın işte. İyi olmaz mıydı?”
“Buna inanmak denmezdi aslında. Kendi inandığınız şey kadar gerçek olan bir şey yoktur.”
“Ne yani arada Tanrı bile olsa kendi inandığımız kadar gerçek olamaz mı?”
“Tam anlamıyla öyle değil”

 

 

 

 

-IV-

“Bir rüya görmüştüm” dedi Maksim.

Ah efendim hiç tanımadığım,görmediğim bir kız rüyamda idi. O kadar güzeldi ki,ben ona aşık oluyordum. Kendimi kötü hissettim. Aniden rüyadan uyandım. Devam etmesini çok istedim rüyanın. Tekrar uykuya dalmışım. Bu sefer rüyamda konuşuyordum onunla. Sonra,ilginç bir şey oldu. İlk defa rüyamda,bunun bir rüya olduğunu düşünüyordum. Ona,bunun bir rüya olduğunu söyledim. Uyandığımda her şey bitecek dedim. Ağlamaya başladı. Uyandım.

Mutfağa gidip,su içtim. Çok ilginç dedim,seslice. Bu anı daha önce yaşamıştım. Bu rüyayı görmüştüm. Uyanıyordum. Uyuyordum bir süre sonra. Rüya devam ediyor ve tekrar uyanıyordum. Mutfağa su içmeye gidiyordum. Sanıyorum bu bir dejavu idi. Aklım çok karışmıştı. Gerçek ve rüyayı birbirine karıştırır gibi oldum. Hatta,sonradan su içmeye gerçekten gidip gitmediğimi düşünmüştüm. Beynim bana bir oyun mu oynamıştı?. Dejavu dediğimiz, yaşadığımız bir anın hafızaya kaydedilmesi ve hafızadan geri okunması olabilir miydi? Yani o anı yaşıyorsunuz,fakat beyin birkaç milisaniye önce yaşadığınız şeyleri hafızadan geri okuyor aynı anda. Ve bir yanılsama söz konusu. Bu anı daha önce yaşamışmıydım? Rüya ve gerçeği bile tam açıklayamıyorken,gerçek kabul ettiğimiz-sandığımız- bir hayata göre Tanrının olup olmadığı hakkındaki yorumlar gariptir aslında.

“Maksim kafam karıştı iyice,sen ne dediğinin bile farkında değilsin.” Dedi Pera
“ Kim bilir belki de bu da bir rüyadır.İyisimi sen annemin ilacını ver” diye ekledi.

Pera’nın annesi yatalak bir kadındı. Maksim kadının her şeyiyle ilgilenirdi. Mutlu olması için elinden gelen her şeyi yapacağına kendi kendine söz vermişti.

Bir süre sonra Maksim,yaşlı kadını,tekerlekli sandalye ile odaya getirdi.

“Efendim ilacını verdim. Değişiklik olsun. İzninizle.”

Kadın,oğluna gözlerini dikmiş öylece bakıyordu. Gözleri kısılmıştı. Birkaç saat boyunca öylece Pera’ya baktı. Pera bu bakıştan o kadar sıkılmıştı ki,kalkıp gidecek gibi oldu. Nihayet gözleri kapandı kadının. Uyumuyordu. Ölmüştü.

 

-V-

Maksim’e annemin ilacını vermesini söylediğimi hatırlıyorum. Dedi Pera

Anneniz ,boğazı sıkılarak öldürülmüş diye söylendi polis memuru.

Bu olamaz diye yanıtladı Pera. Maksim bunu yapmış olamaz.Evet dedi memur. Maksim bunu yapmış olamaz. Bu cinayeti siz işlediniz Pera. Maksim diye biri yok.Maksim sizsiniz. Bu kitabı hatırlıyor musunuz? Diye ekledi kitabı göstererek.Kendi el yazınızla,her şeyi anlatmışsınız. Akıl hastanesindeki günlerinizi,Tanrı,din,gerçeklik ve rüya hakkındaki görüşlerinizi,hatta gerçek ve rüyayı birbirinden ayırt edemediğiniz anları anlatmışsınız.Cinayeti de..Hem de en ince ayrıntısına kadar. Yatalak annenizin yaralarından bahsetmişsiniz. Acılarına,ağrılarına nasıl son vereceğinizi..Fazla dozda ilaç verişinizi..Annenizin,yapma der gibi yalvaran gözlerle size bakışını..Ağlayışınızı..Nihayet bir an önce bitmesi için onun boğazını nasıl sıktığınızı anlatmışsınız. Hatta,daha sonra pişmanlık duyup,-anneniz daha ölmeden- onu tekerlekli sandalyeye koyup salona çıkarmışsınız. Gözlerinizi kısarak onu izlemişsiniz. Miyop insanlarda olduğu gibi,değil mi Pera…Anneniz ölene dek,birkaç saat boyunca özür dileyen gözlerle onu izlemişsiniz. Gözkapakları yavaş yavaş kapanan annenizin gözlerinden,gözlerinizi nasıl kaçırdığınızı bile detaylarıyla anlatmışsınız. Nihayet anneniz öldüğünde,Maksim annemi öldürdü diye bize geldiniz.

22/12/2007

HATÇE


Kar tipi halinde yağarken,buz sarkıtları çatıda dururken,cam buğuluyken,yazarken ,soba gürül gürül yanarken ,kestane kavururken,korunda patates közlerken,çamaşırları kuruturken,çocuğa sobayı gösterip cıss.. derken ve elini öperken,Ahmed’in donmuş ayaklarını ovarken,odun kırarken,ayağın kanarken,sobayı yakarken,sobanın külü üzerine bulaşmışken,yüzüne de bulaşmışken,aynaya bakıp gülerken,buğulu cama birşeyler yazarken,Ahmed’in ismini yazarken,beklerken,karlı yolları gözlerken,ağlayan çocuğu sözlerken,kestane kavuramazken,patates közleyemezken,az olan ekmeği kızartıp yerken ,tadı daha da güzel diye söylenirken,Ahmed’i karşılarken,donan ayakları ovarken,o varken herşey daha güzel derken,buğulu cama onun adını yazarken,o giderken ve gelirken,onu düşünürken,yolunu gözlerken,yolunu gözlerken,beklerken,beklerken,donan ayacıkları ovamazken Hatçe,o gelmezken,o gelmezken.

Aradan on sene geçer. Ahmed köy yolunda görünür. Ne Hatçe sorar nerede olduğunu,ne Ahmed söyler. Gözlerinin içine bakmıyorlar artık.Ayrı iki insan yalnız ölür. Ahmed’in yaşlı bedeni,yalnızlığın kol gezdiği evinde donar. Kısa bir süre sonra da Hatçe ölür. Buğulu camda birşeyler yazar.

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı